ETNİK YAPI; Türk gücünün yaratıcısı, bugünkü Çin Türkistan’ında yaşamış, yerleşmiş olan OĞUZ HAN sayılmaktadır. Onun ölümünden sonra altı oğlunun çocukları olan 24 torunu, 24 TÜRK kavminin ataları olmuştur. Bunlar yüzlerce, binlerce yıl sonra birçok bağımsız topluluklara ayrılmışlardır. Peçenekler. Kumanlar ve Uz’lar da bu topluluklardandır. Bütün bu toplulukların hepsi, hemen hemen bir ve aynı Türkçe’yi konuşurlardı. Rus Türk bilimci Galubowski’ye göre bu Türk kavimleri Avrupa’ya iki yoldan yürümüşlerdir. Birileri Orta-Asya’dan ve Rus bozkırlarını aşarak, ötekilerse güneyden İran’dan, Anadolu’dan geçerek. Ancak hepsi de bir ve ortak OĞUZLAR adı altında. Bunlardan ikincilerine Selçuklu Türkleri ve Osmanlılar derler ki; adlarını ilk devlet başkanlarından alırlar. Karadeniz’in kuzeyinden gelenler, Peçenekler, Kumanlar ve Uz’lardır.1000-1100 yılları arasında ayrı bir devlet ve kavim olma özelliklerini yitiren, Tuna’ nın kuzey ve güney bölgelerinde yerleşik bu kavimlerin Hıristiyanlığı benimsemiş olanlarına GAGAVUZLAR, O zamanlar ne Hıristiyan, ne Müslüman olan, İslamiyet’i tanıdıktan sonra Müslüman olanlarına da GACAL adı verilmiştir. Trakya ve Makedonya’ya kadar inerek Bizanslıların kendilerine verdikleri topraklarda yaşamışlardır. Osmanlı Türklerinin bu bölgeleri almaları üzerine, bu kavimler Osmanlı Türkleri içinde çabucak erimişlerdir. Bunun sebebi yalnızca aralarındaki soy birliği değil,  hemen hemen birbirinin aynı olan bir dille konuşmalarıdır. Dobruca ve daha kuzey bölgelerde yerleşmiş Oğuzlar arasında Hıristiyan’lığın hızlı bir şekilde yayılmasına karşın, Deliorman’da ve güneyinde yoğun biçimde yerleşmiş olan Oğuzlar(Peçenekler, Kumanlar, Uz’lar.) Müslümanlığı benimsemişler ve kendilerine Türkler ya da  GACAL’lar denmiştir. Evliya Çelebi’1600-1700 yılları arasında o bölgeye yaptığı seyahatten sonra; ”Bunların kadınları gizlenir. Misafirlere çok hürmet ederler. Çok namuslu ve utangaçtırlar. Halk sakin samimi ve iyi kalplidir..Bunlar cesur, kahraman ve şecaatli insanlardır” demiştir. Çek kazıbilimci Şkorpil’e göre, Peçenekler ve öteki Türk kavimleri, Bulgaristan’a 7.Yüzyılın ikinci yarısında gelmişler, Gacallar Müslümanlıklarını korumuş, Gagavuzlar ise Hıristiyan olmuşlardır. İlk Bulgarlar Peçeneklere Gacal’lar demişlerdir. Gacal’ın anlamı İRİ, SAĞLAM demektir. Deliorman Türklerinin birçok büyük pehlivan yetiştirdiği hepimizin malumu olduğuna göre, Bulgarların bizlere GACAL ismi takmaları, çok yerinde bir davranıştır. Kısacası GACAL’lar;  Peçenekler, Kumanlar ve bilhassa Uz’lar gibi başlıca Türk ya da Oğuz kavimlerinin torunlarıdırlar. Dobruca ve Tuna kıyılarında, Trakyanın bir kısmında yerleşik Gacal’lar, acaba Osmanlı ve Selçuklu Türklerinden çok daha önceleri mi burada yaşamaktaydılar. Buralara gelişleri Rusya tarafından mı, yoksa Anadolu üzerinden mi olmuştur. Bu soruya, kesin yanıt bulmak için tarihsel bilgilerimiz henüz çok kıttır. Ama Gacallar ve Gagavuzlar arasında korunan bir söylentiye göre, atalarımız Rusya yönünden gelmişlerdir. Gacallar ve Gagavuzlar arasındaki töre ve ahlak birliği ile özellikle Anadolu’dan gelen Türklerde rastlayamadığımız dil yakınlıklarını, göz önüne alacak olursak; cesaretle diyebiliriz ki; Birincisi onlar Deliorman ve Tuna Kıyısı topraklarının birbirlerine akraba olan eski sakinleridir . İkinci olarak da kuzeyli bir kökenleri vardır. Gacallarla, Gagavuzların dilleri arasındaki benzerliği, birkaç örnekle sunalım.( Bu sözcükler 1960 yılından önce, köyümüz henüz dışarı kapalı iken, köylülerimiz tarafından aynen kullanılmaktaydı. NOT: Üzeri şapkalı harfler uzatılarak okunmalı.)

GACALCA GAGAVUZCA OSMANLICA
oğlum ôlum ôlum
tauk tauk tavuk
sîret sîret seyret
begir begir beygir
dôru dôru doğru
dîl dîl değil
dîşirim dîşirim değişirim
bâlamış bâlamış bağlamış
bârmak bârmak bağırmak
çârmak çârmak çağırmak
âşam âşam akşam
îşi îşi ekşi
bâğ
âç âç ağâç
âlık âlık ağalık
Daul Daul davul
îne îne îğne

Gacalların dillerinin, kuzeyli Gagavuzların dillerine, Osmanlı topraklarında konuşulan Türkçe’den daha fazla benzerliği, Gacalların kuzeyli bir kökenden, yani Karadenizin kuzeyinden gelen Peçeneklerin bir devamı olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Ayrıca Anadolu’da hiçbir GACAL köyü bulunmaması bu ihtimali bir kat daha arttırmaktadır. Bunun dışında Osmanlıca’da hiç bulunmayan ”alat-alatlama / acele-acele etme” sözcüğü bizde hala tazeliğini korumaktadır. Gacallara, GACAL ne demektir diye sorulduğunda; %90′ı, ”çok eski yerli, anlamına geliyor.” cevabını vermektedirler. Gacal’ın anlamı o değildir ama çok eski yerli oldukları kesindir. Çünkü hiçbir GACAL köyün kuruluş tarihinin bilinmemesi, Gacalların bu yörelerde Osmanlının Avrupa’ya ayak basmasından çok uzun yıllar önce,  yerleşik olduklarının bir ifadesidir. Bazı araştırmacıların, Çingenelerin Gaco-Gacı kelimelerinin, GACAL kelimesi ile fonetik benzerliğinden hareketle, Gacalları bu etnik grupla ilişkilendirme yanlışlığına düştükleri görülmüştür.Bulgaristan’da, zaman zaman Türkleri aşağılamak için bu anlam verilerek kullanılmıştır. Ama Gacallarla Çingenelerin hiçbir etnik özelliği örtüşmemektedir. Dil, din, örf ve adetler ile fiziki, anatomik özelliklerinden hemen hemen hiçbiri çakışmamaktadır. Özet olarak GACAL’lar Oğuzların 24 boyundan biri olan ve Karadeniz’in kuzeyinden buralara göç etmiş Peçeneklerin bir kolu ve devamıdır. Öz be öz, saf, su katılmamış bir Türk soyudur. Elmacıklılar bu soyun tarihten günümüze intikal etmiş,  torunlarıdır. Ancak bugün Elmacıklıları oluşturan ailelerin hangilerinin Osmanlıdan önce orada var olduğu, hangilerinin Evlad’ı Fatihan dediğimiz, Osmanlı tarafından Balkanların Türkleştirilmesi amacıyla oraya yerleştirilen ailelerden olduğu hiç bilinmemektedir. Ayrıca 93 Harbi dediğimiz 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda balkanlardan gelenlerle, Kurtuluş Savaşı sonrası mübadele (karşılıklı değişim) ile gelenler ve 1932 ve 1952 yıllarında gelen aileler mevcuttur. Köyümüzün adının, bu yörede çokça bulunan, küçük, ekşi elma ağaçlarından geldiği rivayet edilmektedir. Doğru da olabilir, yanlış da… Başka bir rivayete göre ise,  iki eski köyün insanlarının, şimdiki bulunulan yere, yerleşme çalışmaları sırasında, (herhangi birimizin evinin bahçesinde), yerleşim çabalarını sürdüren atalarımızdan birinin, gözüne çarpan küçük bir elma fidanından esinlenerek, atalarımız köyümüze ELMACIK adını vermişlerdir.